Kur'an-ı Kerim

Kur’an-ı Kerime göre dini nizamlar dahi belli bir müddet geç-tikten sonra ya uygulanamaz hale gelir ya da insanlar tarafından yavaş yavaş unutulur. Uygulanamaz hale gelmesi de iki türlüdür. Ya insanlar içine bir şeyler karıştırdıkları için uygula-namaz hale gelir ya da halis halini korumasına rağmen çağ dışı kalırlar. Bunun örneği birisinin elbisesi yırtılınca yeni bir elbi-seye ihtiyaç duyması veya çocuğun boyu uzadığı için eski elbi-senin üzerine olmaması gibidir. Aynı şekilde ilahi öğretiler de ya insanlar tarafından bozulduklarından ya da doğrudan insan-ların hayatlarındaki gerçek ihtiyaç değişimi yüzünden değiştiri-lirler. Bu durumda Allah artık yeni bir öğretiye ihtiyaç olduğu-na karar verir ve yollar.

Sözün özü ilahi mesajlar için iki şeyden birisi muhakkak geçer-lidir.

1.            Uygulanamaz hale gelince ondan iyisi gönderilir. Daha iyisi şunun için gerekir ki aynı iyilikte olan zaten bitmiştir; uygulanamaz hale gelmiştir. Böyle olmasaydı eskisi hala geçerli olurdu. Ne'ti bi hayrim minha işte bunu anlatmak için kullanılmıştır.

Devamını oku...

İslamiyet’te üçüncü temel itikat, vahyolunmuş kitaplara inanmaktır. Bu inanç acayip değişikliklere uğramıştı. Müslümanlar vahyolunmuş kitaplar hakkında ve bilhassa Kuranı Kerim hakkında, ilginç fikirler beslemeye başlamışlardı. Zaten bir Müslüman için Kuran’a iman etmek esastır, öteki kitaplara iman etmesi usulendir. Çünkü onlar tahrife uğramış ve asıl şekillerini kaybetmişlerdir.

Ama Müslümanların Kuranı Kerim hakkında beslemeye başladıkları fikirler çok tuhaftır. Kuranı Kerime ait hakikati Vâdedilen Mesih’ten öğrendiğim için, o fikirler bana daha da tuhaf görünüyor. Gerçekten, Vâdedilen Mesih olmasaydı, Kuranı Kerime dair birçok masalları ben de kabul edecektim. Kuranı Kerim ile ilgili olarak öğretilen ve benimsenen en acayip fikre göre, Peygamber Efendimiz öldükten sonra Kuranı Kerimin içeriği, tamamen değilse bile, kısmen ortadan kaybolmuştu. Bazı muteber İslam müellifleri Kuranı Kerimin şimdiki metninde bile insan müdahalesinin izleri bulunduğunu söylemişlerdir.

Devamını oku...

İtiraz: Arapça olmayan kelimeler içermesi

Kur’an-ı Kerim’in yabancı diller içerdiği itirazı da yersizdir. Bir kere hiçbir dil; ister eski olsun ister yeni, diğer dillerden tamamen arınmış olmaz. Eğer o dönemin Arapları “biz bu kelimeyi bilmiyoruz; bu yabancı bir kelimdedir” deseydi itiraz anlamlı olurdu ama öyle bir şey yaşanmadı. Eğer Araplar anlamışsa, eğer Mekkeliler anlamışsa kelime başka dile de ait olsa itiraz yeri değildir. Hatta yepyeni bir kelimeyi Arapçaya yerleştirmişse bile itiraz yeri değildir çünkü bu Kur’an’ın olağanüstü kudretini gösterir. Ancak kelamı son derece güçlü birisi böyle bir şeyi başarabilir; mevcut dilin içinde olmayan kelimeler yerleştirebilir. Bu sebeptendir ki Kelamı güçlü olanların hataları bile revaç bulurlar; yeni bir icat gözüyle bakılır çünkü öyle birisi otorite olur. Neyin doğru neyin yanlış olduğuna o karar verir. Bu sebeple Kur’an eskiden olmayan kelimeleri getirip yerleştirmişse bu da onun bir mucizesidir.

Devamını oku...

Kur’an’ın dış güzelliğine itiraz etmek için batı dört yöntem kullanmıştır.

1) Önce diyorlar ki hâşâ Kur’an-ı Kerim’in tarzı çok çirkindir.

2) Arapça olmayan kelimeler içermektedir

3) “Gereksiz tekrar vardır; mantıksız bir şekilde aynı şeyi tekrar edip duruyor” derler.

4) Konularının arasında bir bağlantı ve sıralama yoktur. Emirlerden bahsederken birden bire vaaz vermeye başlar; Savaşları anlatırken birden bire münafıkları azarlamaya başlar.

Devamını oku...

Denilebilir ki bu deliller Kur’an’ın membasının üstün olduğunu gösterir (Yani membasının Allah olması) ama diğer semavi kitaplardan üstün olduğunu göstermez. Gerçek şudur ki Kur’an-ı Kerim tüm semavi kitaplardan üstündür. Sebebi de şudur ki her ne kadar onlar da Allah (c.c.) tarafından gönderilmiş olsa da indikleri dönemde Allah’ın bazı sıfatları ifşa edilmemişti; zuhur etmemişti. Örneğin belli bir dönemde eğer hıyanet denilen ahlaksızlık çok yaygınlaşmışsa dönemin peygamberi özellikle bu ahlaksızlığa karşı savaşmak için gönderilmiştir. Kalplerin sertleştiği bir dönemdeyse merhamet ve sevgi mesajını getiren peygamberler gönderilmiştir. Ama hiçbir zaman “Rabb-ul-Alemiin” sıfatını içeren bir kitap indirilmedi.

 

Devamını oku...

Sonra günümüze bakalım. Zahiri ulemalar yine pes edip “evet Kur’an-ı Kerim’de bazı hatalar olabilir” dediler. “Aslında Kur’an diğer insanların inançlarını anlatıyor; kendi fikrini değil” dediler ama Vâdedilen Mesih (a.s.) bu yaklaşımı ret etti ve asıl anlamlarını beyan ederek Kur’an’ın mucizevî içeriğini ispat etti. “Bana bir şey söyleyin ki insanın ruhaniyetiyle alakalı olsun ve doğru da olsun ama Kur’an onu beyan etmemiş olsun. Ya da Kur’an’ın beyan ettiği bir şeye itiraz edin ki size doğrusunu söyleyeyim” diyerek meydan okudu. Öyle acayip irfan incileri çıkartıp gösterdi ki görenler mest oldular; itiraz edenlerin cehaletine ve gafletine üzüldüler. Vâdedilen Mesih’in (a.s.) vefatından sonra onun cemaati de Allah’ın özel lütfundan faydalanmaktadır ve kimsenin aklına gelmeyen ince anlamlarına Allah’ın fazlıyla ulaşabilmektedir.

Devamını oku...

Örneğin Kur’an-ı Kerim Hazreti Yunus (a.s.) hakkında şöyle der; 

Hatırlayın o zamanı ki Yunus (a.s.) kızıp ayrılmıştı[1]. Bizim de onu zor duruma bırakmayacağımızı biliyordu.

Bu ayet hakkında  bazı yorumcular hâşâ Hazreti Yunus’un (a.s.) Allah’ın (c.c.) onu yakalayamayacağını sandığını söylerler. Ama Hazreti Muhyyüddin İbn-i-Arabi onları düzeltiyor.

Devamını oku...

Ama sadece iddia etmek yeterli değildir; delil de vermemiz gerekir. Kur’an’ın gerçekten Allah (c.c.) tarafından gönderildiğini kanıtlamak durumundayız. Bu konuda Kur’an şöyle buyurur; (Hud 18) Bu ayette Kur’an-ı Kerim’in Allah (c.c.) tarafından gönderildiğine dair üç delil vardır. Öncelikle şunu söyler;

Yani Rabbi tarafından bir Beyyine (apaçık ve bariz bir delil)  üzerinde duran hiç yalancı olabilir mi; mahvolabilir mi? Buradaki(men) kelimesi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve sahabeler için kullanılmıştır. Yani Kur’an-ı Kerim “sizin gözünüzde helak olup gidecek olan bu kimseler Beyyine olan bir kitaba inanırlar. Bunda iddia edenin iddiasını ispatlayan çok sağlam deliller vardır” diyor.

Devamını oku...

İlk söylediğim şey kaynak veya memba açısından üstünlüktü. Bir şeyin geldiği kaynak ve çıktığı memba da onu üstün kılabilir demiştim.

Bir kral konuşuyorsa diğerleri susar çünkü kralın ağzından çıkan kelamın daha üstün olacağını düşünürler. Bir kral ile başka birisi aynı anda konuşursa insanlar kralın ne dediğini daha büyük bir dikkatle dinlerler; hatta ne dediğini duymadan bile onun kelamının daha üstün olabileceğini varsayarlar.

Aynı şekilde büyük bir edebiyatçının kelamı sıradan halkın kelamından üstün tutulacaktır; tercih edilecektir.

Şairlerin oturduğu bir mecliste Ghalib[1] de olursa daha şiirlerini dinlemeden insanların teveccühü ona çevrilecektir.

Devamını oku...

Kur’an eski kitapları iptal ettiği için ondan daha iyisini getirmek zorundaydı; ayrıca unutulanların da benzerini getirmek durumundaydı. Bu açıdan bakınca Kur’ân’ın bu iddiasının diğer semavi kitaplardan da desteklendiğini gördüm. Örneğin Tevrat şöyle der;

Onlar için; onların kardeşlerinden, senin gibi bir peygamber göndereceğim; Kendi kelamımı onun ağzıyla anlatacağım. O da ne dersem hepsini aynen onlara diyecektir.[1]

Bu ayet gelecekte Hazreti Musa’nın bazı özelliklerini taşıyan bir peygamberin gönderileceğini anlatıyor. Hazreti Musa (a.s.) ise şeriat sahibi bir peygamber idi; yeni bir şeriat getirmişti. Dolayısıyla ona benzeyen bir peygamberin de şeriat sahibi olması gerekirdi. Ayrıca Hazreti Musa’dan (a.s.) sonra geleceği için onun şeriatından üstün bir şeriat getirmek durumundaydı çünkü öbür türlü gelişi anlamsızlaşırdı. Aynı şeyi getiren eskisini iptal etmez. Oysaki yeni şeriat getiren her zaman eskisini iptal eder.

Devamını oku...

Kur’ân-ı Kerim’in kendi iddiasına da bakmalıyız. Acaba kendisi de diğer semavi kitaplardan üstün olduğunu iddia ediyor mu? Ancak böyle bir iddiası varsa O'nun üstünlüğü hakkında tartışabiliriz. Zaten böyle bir iddiası yoksa durum biraz kraldan çok kralcı olmaya benzeyecektir. İşte bu açıdan bakınca Kur’ân-ı Kerim’in çok net bir şekilde üstünlüğünü iddia ettiğini görüyoruz. [1]

Yani Allah (c.c.) büyük bir kuvvet ve şiddetle Ahsenel Hadis olan bu kitabı indirmiştir. “Ahsenel Hadis” tüm semavi kitaplardan üstün olduğunu gösterir.

Neden “semavi kitaplardan” üstün? Çünkü Kur’ân Allah’ın kelamıdır ve Allah’ın kelamı zaten insan kelamıyla kıyaslanamaz. Semavi kitaplar ise her ne kadar şu anda bozulmuş olsa da aslen Allah’ın gönderdiği kitaplardı. Nasıl ki bir pehlivan hiçbir zaman bir bebeğe meydan okumaz; aynı şekilde Allah (c.c.) da kendi kitabını insan kelamıyla kıyaslamaz. Ama haddini bilemeyip bir bebek kalkıp pehlivana meydan okursa hemen oturtulacaktır; “en iyisi sen sus yoksa zarar görürsün” denecektir.

Devamını oku...

İlgili Diğer Konular

Ziyaret Sayacı



Ziyaretciler

Bugün: 43
Dün: 101
Bu Hafta: 419
Geçen Hafta: 565
Bu Ay: 1354
Toplam: 100273

Ülkeler

81.2%Turkey Turkey
7.3%Germany Germany
2.7%United States United States
1.5%United Kingdom United Kingdom
1.4%Netherlands Netherlands