İmani Konular

Deccal ile ilgili bulunan kehanet hususunda çok defa itirazlar ileri sürülmektedir. Dediklerine göre Deccalın Vâdedilen Mesih’ten önce ortaya çıkması gerektiği beyan edilmektedir. Deccal ortaya çıkmadığına göre, Vâdedilen Mesih’in zamanı da henüz gelmemiştir.

Deccal ile ilgili kehanetin, bütün diğer kehanetler gibi, tefsire tabi olduğunu hatırda tutmak gerekir. Kuran-ı Kerim’de şu ayetleri okuyoruz.

 “Güneşi ve ayı ve bunların bana secde ettiklerini gördüm.” 

“Rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm.” 

Bu iki ayette Yusuf ve İbrahim’in (A.S.) rüyalarından bahsedilmektedir. Bu iki rüya herkesçe malumdur. Her ikisi de önceden haber verdikleri olayların sembolüdür. Olayları önceden haber veren kehanetlere istikbalin sembolik tasvirlerinden başka bir nazar ile bakmak Müslümanlara yakışmaz.

Devamını oku...

Sadıkların sohbetine sıkı sıkı sarılın.

Ebu Hureyre peygamberimizin son zamanlarında Müslüman oldu. Geç Müslüman olmasına o kadar üzüldü ki, peygamberimizin sohbetini hiç kaçırmamak için hayatının kalanında O’nun mescidinden ayrılmadı.

Yüce Allah Kuran-ı Kerim’de;

“Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve doğru (sadık)larla birlikte olun”. (Tevbe 119)

“(Allah) bu kitapta size şöyle bir emir indirdi: Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini, bu ayetlerle alay edildiğini duyduğunuz zaman (bu alay edenler) başka bir sözle meşgul olmadıkça onlarla beraber oturmayın. Yoksa sizlerde onlar gibi olursunuz. Allah (c.c.), münafıklarla kâfirlerin hepsini mutlaka cehennemde toplayacaktır.” (Nisa 141)

Buyurmaktadır. Yine Peygamberimizin hadislerinde:

Devamını oku...

Günümüzün sufilerini azarlamanın bir başka sebebi de tekkelerde babadan oğula geçen şeyhlik ortamında zikri bozup İslamiyet’in sunduğu zikirden eser bile bırakmadan bambaşka bir şey haline getirmiş olmalarıdır. Bugün zikir nedir? Yoğunlaşıp öyle korkunç sesler çıkartmak ki tüm mahallenin uykusu haram olsun ve etraftaki herkesin ibadetleri bozulsun! Buna (teknik olarak) kalbe darbe vurmak derler. Yani onlara göre kalp “La ilaha İllallah”ın zorla sokulduğu bir şeydir. Aynı şekilde bazıları şiirler okurlar, danslar yaparlar ve müzik eşliğinde zikrederler; sonra “işte zikir ortamı budur” derler. Mest olup “Allah Allah” sesleri geliyor derler. Sözün özü acayip şeyler icat etmişlerdir. Bazı yerlerde mest olmak ön plandayken bazı yerlerde ise kalbe darbe vurulmaktadır ve yine başka yerlerde ruhtan garip garip sesler çıkartmak hedeflenmektedir. Bütün terminolojiyi de kendileri keşfetmişlerdir! “Kalbimizden çıkan zikir arşta secde edip geri döner” derler! Bazıları “Biz vücudumuzun her uzvundan Allah Allah sesleri çıkartabiliriz” derler! Bu ve bunun gibi birçok bidatler onların icadıdır. Bazıları Kur’an-ı Kerimden bir ayeti okuyup dans etmeye başlarlar, ya da birisi okur diğerleri dans eder. Sonra herkes mest olup şekilden şekile girip birden bire “Allah Allah” deyip sağa sola zıplamaya başlarlar. Oysaki bütün bunların İslamiyet’le bir zerre kadar alakası yoktur. Zikrin kötü bir şey olduğunu söyleyemeyiz ama elbette ki bunların icat etmiş oldukları bidatleri kötüleyebiliriz. Gerçi her ne kadar Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

Din adına geliştirilen her yeni şey sapıklıktır ve her sapıklık cehenneme götürür. [1]

 

Devamını oku...

Zikir nedir

Kelime anlamı itibarıyla “zikir” anmak veya hatırlamak demektir. Bu açıdan İlahi zikrin anlamı Allah’ı (c.c.) anmak ve hatırlamak olacaktır ve dolayısıyla Allah’ı (c.c.) anmanın yöntemlerine zikir denir. Yani Allah’ın (c.c.) sıfatlarını zihnimizde hazır bulundurmak, dilimizde virt etmek, kalbimizin derinliklerinden ikrar etmek ve bu sıfatların işleyişini fark edip müşahede etmek zikirdir.

Zikrin önemi

Önemine gelince şunu söylemekle yetineceğim ki son derece önemlidir. Birisi, anlatmaya kalkıştığım için abarttığımı sanabilir ama sebep bu değildir. Önemli dememin asıl sebebi şudur ki Allah (c.c.) da bunun çok önemli olduğunu söylemiştir. Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur;

Yani Allah’ın (c.c.) zikri tüm işlerden ve her tür ibadetten üstündür. [1]

 

Devamını oku...

Konunun önemi: Dün de anlattığım gibi bugünkü konuşmam, son derece önemli olduğuna inandığım bir konu hakkındadır ve bu düşüncem sadece fikir yürütme veya derin düşünmenin neticesinde oluşmamıştır; Kur’an-ı Kerim’in ayetleri de aynı şeyi söylemektedirler. Bazıları “Bu çok önemli bir konu değildir; biz zaten biliyorduk” diyebilirler ve insanların gerçek iç durumunu sadece Allah (c.c.) bilir ama şu kadarını söyleyebilirim ki çoğu insanın bilmediği birçok detayı beyan edeceğim ve bu detayları başka bir kitapta da görmedim.

Başlığı itibarıyla insanların “Bu zaten bildiğimiz bir şey” diyebileceği bir konu olduğu için başlamadan ne kadar önemli olduğunu ve pür dikkat bir şekilde dinlemenizin uygun olacağını vurgulamak istedim. Allah (c.c.) izin verirse beyan edeceğim konuları not edip uygularsanız sizler için büyük bereket ve hayra sebep olacaklardır ama konuya girmeden önce bir konuda tembih etmek istiyorum.

Devamını oku...

Yani herkes kendince bazı şeyleri önemli veya önemsiz sanabiliyor. Bu sebeple bu konu başka açıdan değerlendirilirse daha iyi olacaktır; belki aramızda anlaşma sağlanacaktır. Ahmedi öğretisinin tebliğine “çok sıradan” diyelim. Hatta “İnkılâp” gazetesinin sandığından binlerce kat daha da sıradan olsun. Ama bunu yine de büyük kılan başka bir şey vardır. O da şudur ki bizim iddiamız; “düşündük; taşındık; bir doğruyu bulduk ve artık onu dünyada yaymak istiyoruz” değildir ki. Tam tersine bizim iddiamız “Allah (c.c.) bizi bu iş için görevlendirdi” şeklindedir.

Bu durumda “bırakın; tebliğ etmeyin” demenin anlamı aynen “bırakın; Allah’a takmayın; O (hâşâ) zaten böyle şeyleri söyler durur” olacaktır. Ama aklı başında bir insan bu mantığı kabul edebilir mi hiç? “Allah (c.c.) böyle bir şey söylemedi ve Mirza bey iddiasında yanılmıştır” diyebilirler ama “Allah’ın tarafından gelen bir emir olduğuna inanın ama uygulamayın” diyemezler. Bunu kimse kabul edemez.

Biz kendi aklımızla bir şey sunsaydık; büyüktür-küçüktür tartışmaları bir yere kadar makul olurdu ama bizim iddiamız bu değildir ki.

Devamını oku...

Cemaatimizin tarihinden haberdar olan herkes asıl misyonumuzun dinin tebliğ edilmesi ve uygulanır hale getirilmesi olduğunu bilir. Uygulamayla alakalı bazı dolaylı konulara da zaman zaman gireriz; girmek zorunda kalırız. Ama bu ilgimiz bir işin ortasında mecburen hacet gidermek için asıl işi bırakmaya benzer. Hacet gidermek bir eğlence değildir; mecburi bir durumdur ve Allah’ın kanunu mecbur edince insan gitmek zorunda kalır. Birçok cismani işler de ruhani sebeplerden dolayı yapılır.

Bazen işin yoğunluğu yüzünden insan yemeği bile terk etmek istiyor; uykuyu bile bırakmak istiyor ama tüm isteğine rağmen; hatta o iş için kendi ve ailesinin canını bile kurban etmeye hazır olmasına rağmen ister istemez yemek yemek zorunda kalır; uyumak zorunda kalır. Sebebi de şudur ki Allah (c.c.) bunları birer ihtiyaç olarak yaratmıştır. İşte öyle durumlarda cismani olmalarına rağmen mecburi hale geldikleri için ruhani oluverirler çünkü yemek yemezse güçleri zayıf düşecektir; uyumazlarsa uzuvları işe yaramaz hale gelecektir.

Dolayısıyla her ne kadar yemek yemek ve uyumak cisimle alakalı şeyler olsa da öyle durumlarda ruhani sayılırlar. İşte buna benzer sebepten dolayı bazen dinle alakalı olmayan işler de yapmak zorunda kalıyoruz. Ama hiçbir zaman onlar asıl amacımız olmazlar. Dediğim gibi asıl amacımız dinin tebliğ edilmesi ve uygulanır hale getirilmesidir ve bunların değeri bizim için diğer tüm şeylerden fazladır.

Devamını oku...

İlk talimat: Kişisel çıkar olmamalı

Her şeyden önce şunu söyleyeceğim ki bir mübelliğin gizli çıkarları olmamalı; dinleyiciler de öyle bilmeli. Eğer mübelliğin kişisel çıkarları olursa isterse namaz konusunda konuşuyor olsun dinleyicilerin kulaklarına sadece “para ver para ver” sesleri gidiyor olacaktır. Müslüman vaaz verenlerde çok kötü bir huy oluşmuştur ki vaazdan sonra hep bir şey isterler.

Hatta bu hastalık o kadar yaygın hale gelmiştir ki artık dinleyenler bunun bir dini vazife olduğunu düşünmeye başlamışlardır. Bu gerçekten de çok kötü bir örf ve adet haline gelmiştir. Vaaz veren vaazını verirken dinleyiciler ceplerini yokluyorlar; “bu gidince buna ne kadar para verelim” diye düşünüyor oluyorlar. Bunun tek sebebi şudur ki genellikle mollalar bir şeyler söyledikten sonra ellerini uzatıverirler. Bu çok tehlikeli neticeler doğurmuştur ve millet vaaz verenin dediklerini ilgi ve teveccühle dinlemez hale gelmiştir.

Sözün özü vaaz verenin hiç çıkarı olmamalı, bu gibi düşüncelerden pak olmalı. Eğer eski alışkanlığı veya bir hırsı gereği böyle bir istek kalbinde oluşuyorsa da hemen vaaz vermeyi terk etmelidir. Tövbeye yönelip kalbinin o durumu değişene kadar beklemelidir. İnsanlara hissettirmelidir ki onlardan hiçbir isteği yoktur; vaazının arkasında herhangi bir menfaati yoktur. Ancak böyle yapabilen mübelliğin vaazı etkili olacaktır, diğerlerinin değil.

Devamını oku...

Bir mübelliğinin yardımcıları

Denilebilir ki eğer bir mübelliğin işi gerçekten bu kadar zorsa bunda nasıl başarılı olabilir. Unutmayın ki bu işi size veren Allah (c.c.) sizi yardımcısız bırakmamıştır. Eğer yardımcıları olmasaydı mübelliğ bu çok büyük işleri kesinlikle yapamazdı. Ama Allah (c.c.) ona iki yardımcı bahşetmiştir ve bu yardımcıların yardımıyla işinde başarılı olmasını mümkün hale gelmiştir. Önüne hep engeller çıkar; zorluklar baş gösterir ama o bu iki yardımcıdan faydalanırsa tüm engelleri ortadan kaldırabilir. Nedir bunlar?

Bunlardan birisi akıldır; diğeri ise şuur. İşte mübelliğ bunlardan faydalanınca kimse ona karşı koyamaz.

İleride akıl ve şuurdan ne kastettiğimi anlatacağım. Şu anda sadece şunu söylemekle yetineyim ki bunlar bir mübelliğin yardımcılarıdır. Ne zaman tebliğ için yola çıkıyorsa bu iki yardımcısını da yanına almayı unutmasın. Bunların yardımıyla hükümetlerin bile yapamadığı işleri başaracaktır.

Devamını oku...

Tebliğ yöntemleri hakkında sürekli düşünmek

Diğer işlerimizin yanı sıra bütün dünyaya, her mezhebe, her millete ve fırkasına hidayeti yayma görevimiz de olduğu için tebliğ yapmanın yöntemlerini ve gereksinimlerini sürekli düşünmek zorundayız. Özellikle hangi yöntemlerin daha iyi netice vereceğini ve hangi yollara başvurmanın daha faydalı olacağını; daha üstün sonuçlar doğuracağına özellikle kafa yormak durumundayız. Yaklaşık otuz senedir tebliğ yaptığımızı görüyorum ama elimizdeki güçlü delillere ve doğrulara bakacak olursak beklenmesi gereken neticeyi daha elde edemediğimiz de apaçık görülmektedir.

Faydalı ve büyük neticeler ancak iki şeyle mümkün olurlar. Birincisi kuvvetli ellerdir; ikincisi ise güçlü silahlar. Ama ikisinin aynı anda mevcut olması şarttır. Yoksa güçlü ellere işe yaramayan silahlar verilse pek netice alınamayacağı gibi zayıf ellere güçlü silahların verilmesi de sonuç vermeyecektir. Örneğin sıska birisi elinde çok keskin bir kılıcı alıp savaş meydanına çıkarsa da hemen öldürülecektir ve aynı şekilde güçlü bir asker ucu kırık bir tüfekle savaşa dalarsa pek fazla dayanamayacaktır.

Sözün özü faydalı bir netice ancak bu iki unsurun bir arada bulunmasıyla elde edilir. Eller güçlü olmalı; antrenmanlı olmalı ve kullanılan silahlar da son derece güçlü ve üstün olmalı.

Devamını oku...

Teheccüd kılmak için telkin

Orası karanlıkların ülkesidir; karanlık ise nurun düşmanıdır. Ama mümin nurla hayat bulan bir varlıktır; karanlıkta yaşayamaz. Bu sebeple kendin için nur yaratmaya çalış. Bu nuru yaratmanın en güzel yollarından birisi Kur’ân-ı Kerim’in anlattığı Teheccüd yoludur. Eksiksiz; hiç kaçırmadan Teheccüd namazını kılmaya özen göster ama oranın şartlarına göre öyle bir vakitte kıl ki sabah namazı için kalkmak da mümkün olsun. Yoksa Teheccüd’ü kılıp sabah namazını kaza yapmak hiç fayda vermez.

Kur’ân-ı Kerim’in tilaveti

Kur’ân’ın hepsini sana ezberlettirdim; artık unutmamak senin işindir. Her gün okumayı sakın ihmal etme. Bu kitabın güzelliklerini daha öncede sıralamıştım ama bunu gönderenden fazla kim övebilir. Bu kitabı yollayanın özetle söylediği şudur ki bu Nur’dur, Beyan’dır, Furkan’dır, her şeyin detaylarını içerir, Kavli Kerim’dir, Kitab-i-Meknun’dur. İlim ve amel için gerekli olan her şey bundadır ve bunun dışında ne varsa beyhudedir, faydasızdır, hatta zehirdir. Şart sadece şudur ki insan açık bir göz ve açık bir kalple bunu okusun.

Devamını oku...

İlgili Diğer Konular

Ziyaret Sayacı



Ziyaretciler

Bugün: 5
Dün: 72
Bu Hafta: 5
Geçen Hafta: 565
Bu Ay: 940
Toplam: 99859

Ülkeler

80.5%Turkey Turkey
8.9%Germany Germany
2.6%United States United States
1.5%United Kingdom United Kingdom
1.4%Netherlands Netherlands