İbadetler

Teheccüd namazı bütün zikirleri kapsayan bir namazdır. Nafile namazların en önemlisidir. Peygamberimizin ve ashabının devamlı kıldıkları bir namazdır.

Her ne kadar biz namazı farz olanlardan ibaret olarak görüyorsak da, namaz güzelliklerini yakalamak isteyen için çokca fırsatlar veren bir namazdır. İnsan nefsini ezmek ona galip gelmek istiyorsa teheccüd kılmalıdır. Çünkü gece uykudan kalkıp kılındığı için zaten namaz zor gelen nefse, bir de tatlı uykudan kalkmak ne kadar zordur.  

Peki neden teheccüd diye bir namaz var sorusunu soralım samimice?

Devamını oku...

Daha önceki Ramazanlarda ne salih amel işlemişsek, hangi takvayı edinmişsek ve hangi makama erişmişsek manevi makama, bundan istifade etmeliyiz. Bu Ramazan ayında kendimizi incelemeliyiz, biz geçen Ramazanda hangi makama erişmişsek bu Ramazanda da o makam bizde devam etmekte midir yoksa bizden uzaklaşmış mıdır?

Eğer biz eski makamımızdan bile uzaklaşmışsak o zaman bu Ramazanın bize ne bereketi kalmıştır. Allah-u Teâlâ "Siz bu belli günlerde oruç tutarsanız iyi davranışlarda bulununuz, sâlih amel yapınız ki Allah-u Teâlâ’ya yakınlık kazanasınız." der, eğer sizde hiçbir değişiklik olmazsa biz takvayı edindik diyebilir misiniz?

Yüzde yüz gerçek olan bir şey vardır ki Allah-u Teâlâ’nın sözleri hiçbir zaman yanlış değildir, insan yanlıştır insan yanlışlığı yapar. Bu nedenle kesin olan ne varsa orada bizde eksiklikler, zayıflıklar vardır. Ya biz bu Ramazandan ve geçmiş Ramazanlardan faydalanmamışızdır veya biz geçici olarak bir iyilik edinmişizdir ondan sonra zaman geçince biz bunlardan vazgeçmişiz ve uzaklaşmışızdır.

Devamını oku...

Eğer bir insan hasta ise ve yolcu ise onun için oruç tutmak Kur’an-ı Kerim’de yasaktır.

Bazı insanlar ben hastayım ama oruç tutabilirim diyor veya yolcuyum ama tutabilirim diyor. Bizce bu insanlar günah işliyorlar. Neden günah işliyorlar? Çünkü Kur’an-ı Kerim’de Allah-u Teala açık ve net ifade ile hasta ve yolcu olan başka günlerde oruç tutsun buyurdu. Kur’an-ı Kerim’de bu konu Bakara Sûresi 184. Ayette ve 185,186,187 de geçiyor ve Allah-u Teala orada hasta ve yolcu olan isterse oruç tutabilir demiyor. “Fe iddetün ve min kane minküm merizan ev ala seferin ve iddetün min eyyamin uhar” buyurdu. Yani “Aranızda hasta olan ve yolcu olan orucunu ve sayısını başka günlerde tamamlasın” buyurdu. Demedi isterse tutabilir. Onun için hasta ve yolcunun oruç tutması günahtır, doğru değildir.

Tabi bu arada hastalığında çeşitleri vardır, mesela hamile kadın, o da hasta hükmündedir, onun için o da oruç tutmaz. Aynı şekilde emziren bir anne. O da hasta hükmündedir. O da oruç tutmaz.

Devamını oku...

Bilindiği gibi akıl baliğ olan herkese Ramazan orucu farzdır. Orucun farz oluşunun kaynağı nedir?

Ramazan orucunun farz oluşu Kur’an-ı Kerim’in emrinden kaynaklanmaktadır. Bakara Sûresinin 184. Ayeti Kerimesinde Allah-u Teala:

Ya eyyühellezine amenû kütibe aleykümüs-sıyamü kema kütibe alellezine min gabliküm lealleküm tettekûn” buyurmaktadır. Bu ayetin meali şöyle:

Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de oruç tutmak farz kılındı”.

Buradaki “gibi” kelimesinden ne anlamaktayız? Yani onların tuttuğu gibi mi oruç tutun, yoksa başka bir anlamı mı var?

Devamını oku...

Ramazan kelime olarak "Yanmak", "Isınmak" demektir. Öyleyse ne demektir Ramazan; Mümin Ramazan Ayında Allah-u Teâla ile olan ilişkilerini daha çok ısındırıyor. Daha çok Allah sevgisi içinde yanıyor, bu demektir.

Ramazan Ayı Kuranı Kerimin vurguladığı gibi Allah-u Teâla'nın cömertliği ile dolu bir aydır. Allah-u Teâla zaten cömerttir. Ama nasıl ki bazen kralların belli günleri olur; mesela doğum günü gibi. İşte bu günlerde krallar derler ki "isteyin benden ne isterseniz". İşte Allahü Teâla bunun için Ramazanı koydu. O günlerde isteyin benden ne isterseniz.

Ama tabii ki bazı şartlara bağlı:

Devamını oku...

Ramazan süresince faydalı olacak ve dualar aşağıdadır:

Oruca Başlarken 

Okunuşu: Ve bisavmi ğadin neveytü min şehri ramazan

Manası: Ramazan ayının yarınki orucuna niyetlendim.

 

Devamını oku...

Anlatmakta olduğumuz hadisin konusu şuydu “Eğer bir fenalık veya kötülük görürseniz elinizle uzaklaştırın."  Bunun manası nedir? Ve bu hadis nasıl yanlış anlaşılıyor, bunu açıkladık.

İkincisi Resullullah (s.a.v) “Eğer buna gücünüz yetmiyorsa dilinizle söz konusu kötülüğü düzeltmeye çalışın. Bunun manası nedir, onu açıklıyorduk.

En son olarak Resullullah (s.a.v)‘in şöyle buyurduğunu anlatmıştık.  “Bir müslüman başka bir müslüman için ayna hükmündedir.” Ve bu hadisin ne manaya geldiğini söyledik.

Şimdi, nasihat Kuran-ı Kerim’in koyduğu bir şarttı.  "Vetaba sabır hakkı vetaba sabır hak."

Yani "mümin nasihat ettiği zaman doğru ne kadarsa onu söyler." Doğru miktarda söz eder  yalan ve yanlış yollara başvurmaz.  Ne kadar hak ne kadar doğru ise o kadar nasihat eder. Hak’kın yardımı ile doğrunun yardımı ile nasihat etmeye çalışır.  Ve sabır ile nasihat etmeye çalışır. Şimdi sabır konusuna gelince eğer bir insan gerçekten başkasının iyiliğini istiyorsa, Hazreti Resullullah (s.a.v) gibi kardeşlerinin iyiliğini istiyorsa Resullullah (s.a.v) ‘in taşıdığı derdin aynısını taşıyorsa,  onun Resullullah (s.a.v) ‘in sünnetinden ayrılması mümkün değildir.

Devamını oku...

Hz. Resûlüllah (S.A.V.) bir hadisinde şöyle buyurmuştur;“Aranızdan kim bir fenalık kötülük görürse onu eliyle düzeltsin, eğer bunu yapamıyorsa o zaman diliyle düzeltmeye çalışsın, bunu da yapamazsa o zaman kalbinde bunu saklasın. Ve bu üçüncü kısım, kalbinde tutması imanın en zayıf kısmıdır.”

Bu hadisin manası nedir. Bu gün biz bunu açıklamaya çalışacağız. Müslimde bu hadis vardır. Bu hadis çok yanlış anlaşılmıştır ve çeşitli sıkıntılara sebep olmaktadır.

Bazı insanlar bu hadisin birinci kısmını okudukları zaman yani “Bir kötülük, bir fenalık gördüğünüz zaman onu elinizle değiştirin” birisinde bir kötülük gördükleri zaman onu dövmek gerektiğini düşünüyorlar. Hatta İslam ümmetinde bazı insanlar bunu uygulamaktadırlar. Bazı İslam memleketlerinde öyle gruplar kurulmuştur. Mesela bir kadın  tam tesettürlü değilse onu zorla uyarıyorlar “sen niye böyle bir hayasızlık yapıyorsun vs.” diye.

Devamını oku...

Resûlüllah (S.A.V.) bir hadisinde şöyle buyurdu; “Ey insanlar! Allah-u Teâlâ sizin gönüllerinizi görmektedir, ve onun gözü sizin mallarınızda ya da sizin şekillerinizde değildir”.

Şöyle diyebiliriz ki Resûlüllah (S.A.V.)’in bu buyruğu, cennete veya cehenneme götüren yolun ilk adımını teşkil etmektedir. Allah-u Teala için önemli olan bizim niyetimizdir, bizim kalbimizin içinde sakladığımız düşüncelerdir.

Onun için Kur’an-ı Kerim “Ve in tübdû ma fî enfüsiküm ev tuhfühü yuhasibkum bihillah” buyurmaktadır.

Yani “siz ister içinizdekini dışa vurun, isterseniz onu saklayın Allah onu bilmekte, ve sizi ona göre sorgulamaktadır veya sizi ona göre sorgulayacaktır”.

Niyet o kadar önemli bir şeydir ki bütün hayatımızı ve bizim sonumuzu etkileyen bir şey varsa o da niyettir diyebiliriz.

Devamını oku...

Bu dünya bir ibtilâ yeridir. Burada en iyi kimse kendisini riyakârlıktan koruyan kimsedir. Gerçekten Allah (c.c.) rızası için O’nun emirlerine uyanlar amellerini gizli tutarlar. Böyle kimseler gerçek takva sahibidirler.

Tezkire-tül Evliya’da bir yerde şöyle yazılıdır:

“Evliyanın biri kendisinin yardıma muhtaç olduğunu bir topluma bildirmiş. Bunun üzerine Allah’ın (c.c.) bir kulu gizlice, ona bir miktar para yardımında bulunmuş. Evliya parayı aldıktan sonra, yardım edenin yokluğunda onun cömertliğinden bu topluma övgüyle söz etmiş.  Yardım sever bu övgü sözlerini duyunca çok üzülmüş. “Bu dünyada övüldükten sonra ahiret sevabından mahrum kalabilirim” düşüncesiyle geri dönmüş ve kalabalık oradayken evliyaya: “Size vermiş olduğum para aslında benim değil annemindir ve o parasını size vermek istemiyor” demiş. Evliya parasını geri vermiş. Kalabalık: “Bu adam yalancı ve sahtekârdır. Parasını geri almak için bahane uyduruyor” demeye başlamış. Geceleyin evliya evine dönünce, yardım sever de ona gitmiş ve:

“Siz beni herkesin önünde övdünüz. Ben de ahiret sevabından artık mahrum kaldım düşüncesiyle bahane ileri sürerek sizden paramı geri aldım. Buyurun bu para artık sizindir. Ama hiç kimseye bundan söz etmeyin” demiş. Bu manzarayla karşılaşan evliya ona: “Artık, halk kıyamet gününe kadar seni lânetleyecektir. Çünkü dün olanlardan herkesin haberi var. Ama bugün olanlardan hiç kimsenin haberi yok” deyip ağlamış.

Devamını oku...

25 Aralık 1897; Vadedilen Mesih ve Mehdi’nin (a.s.) yıllık toplantısında verdiği birinci hitap:

Cemaatimin iyiliği için takva hakkında nasihatte bulunmak gereğini hissettim. Çünkü her aklı başında olan, Allah’ın (c.c.) takvadan başka, hiçbir şeye razı olmayacağını bilmektedir. Allah:

“İyi bil ki, Allah (c.c.) daima takva yolunu tutmuş, ihsan edenlerden (iyi işler yapanlardan) yanadır” [1] buyurmaktadır.

Bizim cemaatimizin özellikle takvayı kucaklamaya ihtiyacı vardır. Çünkü onlar Allah (c.c.) tarafından görevlendirilen bir İlâhî elçi’nin eline el verip bi’at etmişlerdir. Bu İlâhî elçi şirk, haset, kin vs. gibi hastalıklara yakalanmış insanoğlunu kurtarmaya geldi. Bir insan, hastalığı ister küçük olsun ister büyük, eğer onun tedavisi için zahmete katlanmazsa hiç iyileşemez. Yüzümüzdeki ufacık bir leke bile: “Bu leke büyüdükçe bütün yüzümüzü kaplayabilir” diye bizi endişelendirir.

Devamını oku...

İlgili Diğer Konular

Ziyaret Sayacı



Ziyaretciler

Bugün: 4
Dün: 70
Geçen Hafta: 483
Bu Ay: 4
Geçen Ay: 2951
Toplam: 111905

Ülkeler

78.8%Turkey Turkey
7.9%Germany Germany
2.9%United States United States
1.3%Netherlands Netherlands
1.2%United Kingdom United Kingdom